fbpx
Diyet Mi ? Yoksa Sağlıklı Beslenme Mi?

Diyet Mi ? Yoksa Sağlıklı Beslenme Mi?

Diyet Mi ?

Ben diyet düşüncesiyle yapılan her şeyin kişiye zarar verdiğini düşünenlerdenim ki, bu konuda bayağı da tecrübeliyim. Düşüncesi bile stres yapan bir kelime… Diyet kelimesi önceleri, hastalıklarda kullanılan, tedaviye yardımcı, kısıtlı bir yeme şeklini ifade ederken, günümüzde artık şişman insanların önüne koyulan reçeteler halini aldı. Yıllarca kilo problemi yaşamış, her türlü mucize diyeti tatmış, zaman zaman kilo versem de kare köküyle geri almış biri olarak bu kelimenin kullanılmaması gerektiğini düşünüyorum.

Diyet :

Amaç : Kilo vermek

Zaman : Belli bir süre

Metot : Diyete uygun beslenme

 

Belli bir zaman dilimi içerisinde kilo verme amaçlı, aslında bize ait olmayan beslenme şekilleriyle yapılan diyetler başarısızlığa mahkumdur. Çünkü her şey özüne dönme eğilimi taşır. Öncelikli amacımız diyet değil, sağlıklı beslenme olmalıdır. Hedef, amaçtan çıkıp yaşam tarzı halini almalıdır.

Sağlıklı Beslenme Mi?

Sağlıklı beslenmeyle zaten fazla veya yetersiz kilolar dengeye gelecektir. Süre belli bir zaman dilimi değil, yaşamın tamamını kapsayacak şekilde olmalıdır. Hiçbir diyet yoktur ki bırakıldığında tekrar kilo alınmasın. Bizler, sağlıklı kilolarla hayatımıza devam edebileceğimiz bir beslenme şeklini, keyif aldığımız şeyleri hayatımızdan tamamen dışlayarak yapamayız. Yoksa en ufak bir kaçamağımızda yaşadığımız vicdan azabı, bizim diyete uyumumuzu bozar. Bu yüzden keyif aldığımız zararlı besinleri, faydalılarla olan dengesini kurarak beslenmemizin içine katmalıyız. Keyif nesnelerimizin odaklarını değiştirmeliyiz. Taze fasulyeyi yemenin getireceği keyfi yaşamayı öğrenmeliyiz.

Kilo vermemiz için yaşam standardımızın içerisinde de değişiklikler yapmalıyız. Spordan nefret eden birinin, ne kadar spor merkezine gitmesini bekleyebiliriz. Üç gün veya bir hafta mı? Hadi, kilolarını verene kadar diyelim. Peki ya sonra? Eğer hayatımızda sürekliliğini sağlayamayacaksak lütfen bu tarz egzersizleri almayalım. Çünkü bırakıldığında Bumerang etkisi yapıyor kilolar üzerinde. Ama yaşamımıza alabileceğimiz küçük şeyler, fark etmeden, stres yapmadan kilomuzu dengede tutabiliyor. Örneğin, merdiven alışkanlığı kazanmamız veya iki durak önce inip işe yürüyerek devam etmemiz gibi… Bir gerçek varsa o da şudur, sağlıklı kilolarda olmak bir disiplin gerektirir. Bazen tüm bunları yapsak da kilo vermemiz çok güçtür. Yeniden ve yeniden aynı yerde tıkanıp kaldığımızı hissederiz.Her şeyi bilmemize rağmen gizli bir el sanki bizi tutar ve hep yanlış yola teşvik eder. Şişman olduğumuz için duyduğumuz utanç, yediğimiz her lokmada hissettiğimiz suçluluk, mutsuzlukla geçen zamanlar, yapılan onlarca diyet, verilen yüzlerce karar, sonuç yine hüsran. Yine de aynı yanlış yoldan gideriz.

sağlıklı beslenme

Çünkü asıl sorunun kaynağı bizdedir ve biz kilolarımızla savaşırken, o, istifini bozmadan aynı yerde gram eksilmeden durmaktadır. Onu yediklerimizle zayıflatma şansımız yoktur. Bu tarz kişilerde, önce sorunun asıl kaynağını bulmak gerekir. İçsel bir yolculuk yapılır. Daha çok, korunma duygusuyla “içgüdüsel bir savunma mekanizması” sonucu kilo alırız. Şiddetli korku, öfke, suçluluk hissi, büyük bir boşluk hissi ve özellikle anne-baba kayıplarında, ayrılıklarda bu korunma ihtiyacı hissedilebilir. Kendimizi korku dolu, güvencesiz hissederiz. Stres yaratırız. Stresle baş etme mekanizmaları devreye girerek “Büyü ve güçlen” emri verir. Büyümeyi kilo almak, hacmi artırmak olarak algılayan beyinin emrindeki tüm hücreler buna hizmet eder. Sonuç kaçınılmazdır. Giderek büyüyen kütle, hacmi artan yağ hücreleri depolanır.Ve sonuç olarak şişmanlarız.

Hayatta Kalmanın Kuralı

İlkel duygu, büyüyerek korunmayı hedefler. İlk çağlarda zorlu yaşam şartları, sadece fiziksel olarak güçlü olanın yaşamasına izin veriyordu. Kişinin yemek bulabilmek, barınmak, kendisini ve ailesini koruyabilmek, hayatta kalabilmek için diğer canlılar ve tabiatla baş edebilmesi gerekiyordu. Bunun yolu, fiziksel olarak iri ve güçlü olmaktan geçiyordu. Aynen Taş Devri’ndeki Fred Çakmaktaş gibi… Bu yüzden alt beyinde “Hayatta kalabilmek için büyümeliyim.” öğretisi oluştu. Tehdit hissettiği her anda, vücut yağ hücrelerini artırma yoluna giderek büyümeyi öğrendi. Bu, o çağlarda, insanoğlunun çok işine yaradı. En büyük olan en güçlüydü. “Zayıfsan büyü, genişle, hacmini artır.” öğretisi, hayatta kalmanın kuralı olarak kaydedildi.

İlk çağlardan itibaren, fiziksel zayıflığa karşı öğrenilen ve verilen bu tepki, zaman içinde kodlanmış, artık bilinç üstünden bağımsız olarak otomatikleşmiştir. (Aynı nöronal sinapsların üst üste kullanımı artık bu yolu aktifleştirmiş ve otomatikleştirmiştir.) Bu yüzden biz de duygusal olarak kendimizi zayıf hissettiğimiz anlarda, bu bildik nöronlar hemen faaliyete geçer ve bizi mutlu sona ulaştırır. Bu kocaman bir sufle olabildiği gibi, birkaç tabak pilav da olabilir. Onunla birleşince otomatik olarak güvende hissederiz. Tabii, bu çok kısa bir andır. Gerçek bir duygu olmadığı için kısa sürede tekrar tekrar bunu yaşamak isteriz. Sık sık, hastalarımın “Kendimi dolabın başından alamıyorum, tok olsam da yemek istiyorum.” dediklerini duyarım. (Tecrübeyle de sabittir…) Bu koruma mekanizmasının bir diğer çalışma şekli ise yine bizi korumayı hedeflerken tombullaştırır.

İnsanlar ilk çağlarda şişmanlayarak yağ hücrelerinin koruyucu ısıtıcılığından (palto vazifesi)) yararlanmıştır. Bugün ispatlanmıştır ki soğukta, beyin, aldığı tüm gıdayı yağa dönüştürüp depolama eğilimindedir. Çünkü otomatik olarak bilinçaltında, artan yağ dokusunun bedeni soğuktan koruyacağı alt mekanizması çalışmaktadır. Aynı şekilde sıcakta ise bu korunma ihtiyacı ortadan kalktığı için depo yağları yakma eğilimi fazladır. Bu sebeple pek çok kişiden, bunun yakınmalarını duyarız. Kışın yemeseler de kilo aldıklarını, yaptıkları diyetlerin başarılı olmadığını… Bunun en büyük sebebi, beynimizin soğuğu tehdit olarak algılayıp bizi korumaya almasıdır. Hatırlayalım, kutuplarda tüm Eskimolar kilolu ve göbekli, ekvatorda yaşayan insanlar ise hep zayıftır.

Korunma ihtiyacı sadece fiziksel değildir. Herkes için farklı olabilir. Eşinin kıskançlığından korunmak isteyen bir kadının şişmanlaması, onu kıskançlık duygusunun getirdiği stresten korur. Annesinin yokluğunda çok acı çeken bir çocuğun, “Büyürsem canım bu kadar yanmaz.” duygusu… Gurbetçi bir ailenin kızının dışlanma ve yalnızlıktan korunma duygusuyla yemesi… Tacize uğrayan bir kişinin, bir daha bunu yaşamamak için, dikkat çekmemek için şişmanlaması… Hepsinde ortak olan, bu duygunun yarattığı strestir. Kişi korumasız hissettiği an strese girer. Bu stresi kaldırmak için devreye bu bilinçaltı mekanizmalarını sokar…

Peki, kilo almamızda sadece bu mekanizmalar mı etkili?

Öyleyse hiç şansımız kalmaz, çünkü “Zaten bizden bağımsız çalışıyorlarmış.” diyebiliriz. Hayır, tabii ki… Bu sadece bir parçası…

Kilo Almamızda Başlıca Etkenler

  • Bilinçaltı ilkel mekanizmalar
  • Stres yaratan kaynaklar
  • Yaşanılan travmalar
  • İnançlarımız

Yaşadığımız travmalar bizde derin izler bırakır. Bazıları hep hayatımızın içindedir bizimle. Unutturmaz kendini. Bazılarını ise unutmayı seçmişizdir fark etmeden. Çünkü anca öyle baş edebilmişizdir onlarla. Ama hiç beklemediğimiz bir anda, bir şekilde önümüze çıkarlar. Kaza yapmış birinin, akabinde araca binmekten korkması bize kazayı anlatsa da aynı kişi çilek alerjisi ile bize geliyorsa bunu kaza ile ilişkilendirmek pek kolay değildir. Oysa kaza anında çarpılan kamyon çilek yüklüdür ve o günden bu yana çilek alerjisi vardır. Burada kaza ile ilişkilendirebilmek, ilk bakışta hastanın kendisi için çok zordur. Çoğu zaman kamyonun çilek yüklü olduğunu hatırlamaz bile… Burada bize en çok ışık tutan, duygunun şeklidir.

Yukarıdaki örnekte, kişi çilek görünce ölecek gibi hissettiğini ve sanki son nefesini verecekmiş gibi hissettiğini söylediğinde, bu duygunun benzerini nerede hissettiğini hatırlaması, kilidi açan anahtar gibidir. Duygunun tamamını bedeninde yaşayabilmesi bizi sonuca götürür. (ki bunu alerjen madde ile yapmamız kolaydır ama riskleri vardır.)

Şişmanlamamıza neden olan travmalar, bizim kilo almaya başlama dönemlerinden önce yaşanmıştır. İlk travma, en etkilisidir. Diğerleri daha çok, onun tekrarları gibidir. Travma sonrası kişilerde boşluk hissi çoğunluktadır. Kişi, sürekli, bu boşluğu doldurmaya çalışır farketmeden…

Fiziksel görünüşümüze ait inançlarımız vardır, yıllar içinde oluşmuş. Onlar aşılmaz dağlar gibidir bizim için… Hiçbir zaman zirvede olacağımızı düşünemeyiz. Baştan kabullenmişizdir, kaçınılmaz olanı…

“Asla kilo veremem.

Kilolu olmak kaderim.

Versem de gene alırım.

Genlerim kilolu benim.

Su içsem yarıyor.

Sürekli spor yapamam” vb.

Bu kadar yüksek görünürken, dağın zirvesini denemek bile gelmez içimizden. Bunların her biri bizde stres  yaratır. Zayıflamaya her karar verdiğimizde, bizimle birlikte tartıya çıkar. Sanki alay ederler bizimle…

sağlıklı beslenme

Bu inançlara ait duygularımızı temizlediğimizde, büyük bir rahatlama hissederiz. Artık, zirve ulaşılmaz olmaktan çıkmıştır. Hayatımızda bize ağırlık yapan yüklerimizi bir bir sırtımızdan atmamız gerekir. Onlar bizim hızımızı keser. Gücümüzü azaltır. Bazen öyle bir noktaya geliriz ki, artık ileri bakamaz oluruz. Hep geriye sarmaya başlarız. Oysa bunlarla yüzleşip kabul ettiğimizde yaralarımızı, başlarız hafiflemeye. Kendimizi sevebilmemiz için mutlaka sırtımızda ne taşıdığımızı bilmemiz gerekir. Onlarla vedalaşmaya hazır olmalıyız. Gerisi sadece biraz destekle aşılabilir.

Duygularla Yüzleşmek

Zayıflamaya karar vermeden önce, genelde yuvarlak hatlı – hatta kabul ediyorum şişman – olduğum için bana kilo problemleri ile gelen kişiler bundan olumsuz etkilenirlerdi. “Kelin ilacı olsa kendi başına sürer.” misali, bir ön yargı ile yaklaşıyorlardı. Benim kilomdan memnun olabileceğim düşüncesi, hiçbirini tatmin etmezdi. Bir kuşku ile tartarlardı beni. Yüksek damak zevkini babamdan almıştım. Bizim evimizde yemekler şölen gibi geçerdi. Annem iyi bir lezzet ustasıydı. Kalabalık, curcuna, iştahla yenen yemekler… Tüm bunlar, bana yalnız olmadığımı hatırlatırdı.

Kocaman bir aileydik biz. Diyet, gündemimden hiç çıkmamış olsa da aslında hiçbir zaman kilomdan dolayı mutsuz hissetmemiştim gerçekten. Bundan olsa gerek, bu duygumla yüzleşmek ihtiyacı hissetmemiştim. Ama bir süredir gelen hastaların gözlerindeki soru işareti ve kuşku duygusu, benim de artık “o karar anını” almam gerektiğini anlatıyordu bana. “Şişmanım, mutluyum.” sloganıyla, bir doktor arkadaşım, “Geç bunları artık.” dediğinde kendime döndüm. Gerçekten neydi benim için yemek yemenin anlamı? Niçin kilo vermek istemiyorum? Gerçekten şişman olmaktan mutlu muyum? Bu soruları çalışırken keşfettim ki aslında şişmanlık değildi benim vazgeçemediğim. O çocukluğuma ait güzel sofralarla hissettiğim kocaman mutlu aile tablosuydu. Kocaman birlikteliklerdi. Mutluluktu, beraberlikti. Hatıramda kalan bir yemekte babamın bununla ilgili sözleriydi. En güzel anların, bizimle birlikte sofrada geçirdiği anlar olduğunu, en büyük zenginliğin bir arada sağlıklı olmamız olduğunu söylemişti. Babamın sesi hep kulaklarımdaydı. O yüzden kendimi hep çok zengin hissediyordum. Çünkü çok şükür, hayat bana soframda sevdiklerimle olma şansını hep vermişti.

Ama iş değişikliği nedeniyle şehir değiştirince özlem başlamıştı aileme. Uzun süredir yalnız hissettiğimi ve bunun beni ne kadar üzdüğünü fark ettim. Her yemek yediğimde aldığım o güzel duygu beni o günlerin duygusuna götürüyordu. Kilolarımı biriktirdiğim dönemler, daha çok kendimi yalnız hissettiğim dönemlere denk geliyordu. Yine bir süre yurt dışında kaldığım dönemde çok kilo almıştım. Hatırladığım, orada da çok yalnız hissettiğimdi. İlk ayrılışımdı evden ve sanki hiç dönemeyecekmişim gibi gelmişti. Oysa kalıp ihtisas yapacağım, düşüncesiyle gitmiştim. Her ay döndüğüm için annem, “Anlaşıldı, senin niyetin yok orada kalmaya, en iyisi dön artık da boşuna özlem çekmeyelim.” dediğinde dünyalar benim olmuştu. Beni, yalnızlık duygusu kötü hissettiriyordu. Bunu keşfettiğim an artık sadece bu duygusal bağı kesmeye kalmıştı işim. Size nasıl yaptığımı anlatacağım tabii ki. Ama görebildiğiniz gibi hepimizin bizi yemeye bağımlı tutan bir duygusu vardır.

 

Yemek yeme de bir bağımlılıktır ve diğer bağımlılıklara benzer şekilde temizlenir.

 

 

Görüşlerinizi yazın.

Your email address will not be published.