fbpx
Beslenme Bozuklukları

Beslenme Bozuklukları

Obezite ve Anoreksiya

 

Çocuklarımızda,  gittikçe büyüyen beslenme bozuklukları  problemleri görülmektedir. Görünen kısmı obezite ve anoreksiya olsa da gıda alerjilerinden astıma, depresyondan obsesyonlara kadar giden bir skalada, sebebi beslenme olan hastalıklar yaşıyor çocuklarımız. Beslenme kaynaklarının değişmesi, sağlıksız hazır gıdaların artan kullanımı, zararlı katkılar, doğal sağlıklı gıdalara ulaşmadaki zorluklar beslenme bozuklukları sorununa büyük ölçüde sebep olur. Bunun yanında toplum algılarının değişmesi, ideal ölçülerde olunma dayatması, giyinmemiz, eğlenmemiz, çalışmamız, başarımız, ilişkilerimiz, fiziksel özelliklerimizle ilişkilendirilmiştir. Bu kişi üzerinde büyük bir baskı oluşturmakta ve stres yaratmaktadır. Beden ruh sağlığımızı tehdit etmektedir. Özellikle çocukluk ve ergenlik yaşlarında bu çocuklarımız üzerinde büyük bir stres kaynağı olmaktadır. Rol modelleri olan kişilerin, fiziksel görünüşlerine ulaşmak için, sağlıksız yollardan geçmekte ve hastalanabilmektedirler.

 

Şişmanlık “ kader ” değil !

Nisa 15 yaşındaydı. Bir arkadaşım vasıtasıyla gelmişti. Annesiyle birlikteydi. Belli ki burada bulunmaktan rahatsız olmuştu. Eli boynundaki melek şeklindeki kolyesinde, gözleri bana bakmakla birlikte sanki başka yerdeydi. Annesi Nisa’nın son yıllarda çok kilo aldığını, bundan dolayı mutsuz olduğunu, eve kapandığını, kimseyle arkadaşlık yapmadığını söyledi. Ne zaman Nisa’ya kıyafet almaya çıksalar, ağlayarak eve dönüyorlardı. Nisa hiçbir zaman zayıf bir çocuk olmamıştı. Annesi babası da kiloluydu. Son yıllarda ergenliğe de girdiği için daha fazla serpilmişti. Gerçi bu yaşlarda tüm çocuklar böyleydi. Nisa’nın genetiği de yatkın olduğu için abartmıştı biraz kiloları. Az dikkat etse zaten bu dönemi atlatacaklardı. Annesi onu doktora götürmüş tüm tahlillerini yaptırmıştı. Her şey normal gözüküyordu. Diyetisyene de gitmişler, beraber diyet yapmışlardı. Kendisi kilo verirken Nisa kilo almıştı. Aslında Nisa üzülmese o kadar dert etmeyeceklerdi ama Nisa çok mutsuzdu. İnancı yoktu. Dolayısıyla başladığı hiçbir diyete, devam edemiyordu.

Annesi çıktığında Nisa ile baş başa kalmıştık. Kilolarıyla ilgili ne düşündüğünü sorduğumda, “Çok şişmanım, çok çirkinim, kimse beni sevmiyor, hayatım çok kötü, benimle kimse arkadaşlık yapmak istemez, hayatım mahvolacak. Herkes beni suçlayacak kilolu olduğum için, yalnız kalacağım hayatta” dedi. Niçin böyle düşündüğünü sorduğumda, çok kilolu olduğunu, artık arkadaşları gibi rahat hareket edemediğini, herkesin ona garip baktığını, istediği gibi giyinemediğini, çok utandığını söyledi.

Peki, bu durumla ilgili ne hissediyorsun dediğimde, omuzlarını silkti ve “Kaderim bu benim ne hissedebilirim? Aslında diyet yapmaktan kaçmıyorum ama versem de tekrar aldığım için artık yapmak istemiyorum. Çünkü benim genetiğim kötü” diye devam etmişti.

Evet, suçluyu bulmuştuk yine “genetik”. Çözemediğimiz her sorunun suçlusu mutlaka onda yatar. Nisa da genetiğine sığınarak kendine bir liman bulmuştu ve orada demir atmıştı. Artık gidecek başka yol kalmamıştı. Genetiğini değiştiremezdi insan. Zaten böyle düşünerek, tüm yolları kendisi bloklamıştı fark etmeden. İnançlarımız bizim yol haritalarımız gibidir. Farkında olmadan onları takip ederiz.

Ne zamandır böyle düşündüğünü sorduğumda, hep böyle düşünüyordum dedi. Zaten sadece ben değil, doktorlar, diyetisyenler hep işimin zor olduğunu söylediler. Ben biliyorum siz de ne yaparsanız yapın bu kilolar bana geri gelecek boşuna, uğraşacaksınız dedi.

Beslenme bozuklukları olan çocuklarla çok çalışmıştım. Genel duyguları aynı olsa da, o duyguya takılıp kalmaları, aşamamaları, geçmişte yaşadıkları stres dolu anlarla ilgiliydi.

Obezitede Genetik

Nisa’da yoğun bir şekilde ”gelecekte yalnız kalacağım” duygusu vardı. Bunun sebebini merak etmiştim. Nisa’ya kime benziyorsun ailede diye sorduğumda, gözleri buğulandı ve kızgınlıkla büyük halama dedi. -Nisa’nın büyük halası aşırı obez, hiç evlenmemiş, ailesiyle yaşayan, kilosundan dolayı sağlık problemleri olan, evden hiç çıkmayan biriydi. Çok mutsuzdu. Hiç arkadaşı yoktu. Evdeki herkes o yemek yerken ikaz ediyordu. Halası dinlemediği için ona kızıyorlardı.-

Geçen bayram babaannesi annesine, “Nisa aynı halası. Dikkat et biraz, kilo almasın daha”  demiş. “Bunu duyunca çok şaşırmıştım. Hiç farkında değildi. Evet, halama benziyordum. Halamın çocukluk resimlerini çıkarmıştı babaannem. Onlara bakarken dondum kaldım. Sanki benim resimlerimdi. Çok korktuğumu hatırlıyorum. Bende onun gibi olacağım. Mutsuz ve yalnız diye düşünmüştüm. Hatta o gün hiçbir şey yememiştim” dedi.

Evet, Nisa’nın bu korkusu onu aşırı derecede rahatsız etmişti. Sürekli bundan kaçamayacağını, hayatının da halası gibi olacağını düşünmeye başlamıştı. Birde doktorlar genetiğin çok önemli olduğunu söyleyince, kendini daha çok kilo alır bir vaziyette bulmuştu. Stresi kronikleşmiş ve daha şimdiden kiloları hayatını mahvetmişti. Aslında kiloları değildi Nisa’nın hayatını mahveden. İnancının peşinde girdiği yolda, yaptığı yanlışlardı. Kaçınılmaz olarak düşündüğü sona ait teslimiyet duygusu, onu sürekli yemeğe ve boş vermeye itiyordu. Sonra pişmanlıklar ve mutsuzluklar.

Nisa ile önce kök inancı üzerine çalıştık. Kilosu ile ilgili hissettiği düşünce ve duyguları çalıştık. O gün halasının resimlerine bakarken hissettiği korkuyu çalışarak boşalttık. Daha sonra ayna çalışması ile bedenini kabullenme ve sevme çalışması yaptık. Kilolu olmanın getirdiği stresi kaldırmıştık. En son aşırı düşkün olduğu besin grupları ile sağlıklı besin gruplarını değiştirme çalışması yaptık. Bu çalışmalar iki seansımızı aldı. Sonuç kendisiyle çok mutlu, bedeniyle barışık pırıl pırıl bir genç kız vardı. Artık hayatın içinde olmaya hazırdı. Gerisi çorap söküğü gibi gelmişti. Birkaç ay sonra gönderdiği resimde, çok hoş bir genç kız vardı.

Görüşlerinizi yazın.

Your email address will not be published.